Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
AB’NİN MERKEZİ NEDEN BRÜKSEL?
#1

[Resim: Bruessel-1.jpg]


Brüksel ile yatıyoruz, Brüksel ile kalkıyoruz. Her ne demekse “Brüksel’in düşüncesi” ve “Brüksel’in görüşü” çok önemli. Ama nüfusu kılpayı bir milyonu geçen Brüksel’i tarihte olmadığı kadar önemli bu noktaya taşıyan neydi?

Brüksel’de Avrupa’nın simgesi olan tarihî bir eser veya şehrin tarihinde Avrupa’ya yön veren herhangi bir çıkış noktası da yok. Ama Konsey, Komisyon ve Parlamento Brüksel’de. AB ülkeleri 1992’de bu kararı aldılar. Ayrıca mahkeme Lüksemburg’a, Merkez Bankası Frankfurt’a ve Parlamento kısmen Strasburg’a verildi.


Açıkça belirtmek gerekirse, neden bu şehirlerin seçildiği konusunda bir kesinlik yok. Galiba en iyisi her bir şehrin tarihine bakıp, ortak bir nokta aramak.


Brüksel…


Brüksel’in adı Kelt lisânından geliyor. Kelt lisânında “bruoc” bataklık ve “sella” tapınak ve şapel anlamına geliyor. İlk yerleşimler 966’da oldu. Büyük Otto ve daha sonra 977-979 arasında Niederlothringenli Karl adındaki iki Alman kral kentin iskânında ve kentleşmesinde etkili oldu.


Surları 11. Asır’da bitirilen Brüksel’in Alman Hanedanı Habsburg ile her zaman ilişkisi oldu. Brüksel’de Fransız kökenli Burgonlar etkiliydi. Ama Brüksel merkezli kurulan Burgon Krallığı, 1477’de Maria von Burgon’u Maximillian von Habsburg ile evlendirerek, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun sınırlarına katıldı. Ancak Brüksel Burgonların merkezi olarak kaldı. Daha sonra İspanya’nın kontrolüne girdi.


Brüksel Otuz Yıl Savaşları’ndan sonra yapılan Vestfalya Barışı ile Habsburgların İspanyol kolunun egemenliğinde kaldı. Fransa Kralı 14. Louis 1695’te Brüksel’i ele geçirdi. 1701-1714’te Brüksel Fransız işgâlinden çıktı ve Habsburg işgâline girdi.


1789’da bütün Avrupa’da dengeler bir daha değişirken, Brüksel Habsburg’a karşı ayaklandı ve bağımsızlığını kazandı. Ama 1794’te Fransızlar yeniden işgâl etti. Bu işgâl 1815’e kadar devâm etti. Napoleon’un Waterloo Bozgunu’ndan sonra toplanan 1814-1815 Viyana Konferansı sonucunda, “Kuzey Hollanda” ile “Güney Hollanda” birleştirildi.


Fakat Fransızca konuşan Katolik güney ve Flamanca konuşan Protestan kuzey arasında bugüne kadar devâm edecek olan ihtilâflar başladı. İhtilâf zaman zaman çatışmaya kadar vardı.


İngiltere, Avusturya ve Rusya devreye girdi ve 1931’de Londra Konferansı toplandı. Belçika Krallığı devlet olarak tanındı. Belçika daha sonra –tıpkı 1. Reich döneminde olduğu gibi- birinci ve ikinci dünya savaşlarında da 2. ve 3. reichların işgâline uğradı. Almanlar Brüksel’i her zaman istedi, ama hiçbir zaman sahibi kalmayı başaramadı.


Strasburg…


Strasburg’u Roma İmparatoru Augustus kurdu. Strasburg “Germania Superior” bölgesinde, askerî bir merkez olarak inşa edildi. Şehir 5. Asır’dan itibaren art arda işgâllere uğradı. Almanlar, Hunlar ve Franklar şehri ele geçirdi.

842 yılında şehir Franklarda kaldı. Şehir Almanca konuşuyordu. Önemli belgeler Fransızca ve Almanca hazırlanıyordu. Şehir Orta Çağ’da önemli bir ticaret merkezi oldu. Strasburg Orta Çağ’da Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun önemli şehirleri arasındaydı.


1648’de Fransa Ren kıyısına ulaştı. Vestfalya Barışı ile Strasburg Fransızlara kaldı. Şehir yoğun bir Katolikleştirme operasyonu yaşadı. Bununla beraber şehrin Alman kimliği devâm etti. Şehir uzun süre sürgündeki Alman cumhuriyetçilere ve diğer muhaliflere evsahipliği yaptı.


Strasburg bir taraftan Göthe gibi Alman yazarları yetiştirirken, diğer taraftan da Fransız Millî Marşı Marseillaise’i besteleyen Claude Joseph Rouget de Lisle’i çıkardı. Hatta Marseillaise burada bestelendi.


Sanayi Devrimi ile beraber Strasburg, yoğun bir bombardımanın ardından 1871’deki Fransız-Alman Savaşı’nın devâmında yeni kurulan Alman İmparatorluğu’nun (2. Reich) topraklarında kaldı. Strasburg yeni kurulan eyalet Alsas-Lothringen’in başkenti oldu.


Bu dönemde Strasburg Alman İmparatorluğu’nun Metz ve Köln ile beraber en önemli üç batı kentinden biriydi. Strasburg’un ilhakından sonra bölge otonomi talebini gündeme getirdi. Fakat yükselen refah bu talebi yavaşlattı. Almanya, Fransa’nın aksine Strasburg’u merkezîyetçi sistem ile değil, önemli yetkileri paylaşarak yönetti. Ancak en önemli makamlardaki kişiler Prusya’dan gönderiliyordu…


Strasburg Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Versailles Anlaşması ile Fransa’ya iade edildi. İki savaş arası dönem referandum tartışmaları ile geçti. Almanya 3. Reich döneminde bütün Strasburg’u göç ettirdi. Şehir yaklaşık on ay boş kaldı. Alman işgâli 1944’e kadar sürdü. Daha sonra bir kez daha Fransa’ya iade edildi.


Lüksemburg…


462,500 nüfuslu ve Katolik Lüksemburg’ta ilk yerleşim Keltler tarafından MÖ 2. Asır’da gerçekleştirildi. Lüksemburg MÖ 58-51 yıllarında Roma’nın denetimine girdi. Lüksemburg Germania ile beraber fethedildi. MS 5. Asır’da Hristiyanlaştırılan Lüksemburg, 963’te Alman Franklara bağlandı. Frankların lideri Siegfried bugünkü Lüksemburg’un temelini attı.


Lüksemburg, 1354’te Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’na bağlandı. 1482’de Habsburgların kontrolüne girdi. 1555’te Habsburgların İspanyol kolunun denetimine girdi. Daha sonra ise Fransız hakimîyeti başladı. Fransız egemenliği 1697’ye kadar sürdü. Daha sonra Avusturya’nın ve devâmında Napoleon’un kontrolüne geçti.


Viyana Konferansı ile Alman Birliği’ne sokuldu. Lüksemburg 1830’da Belçika’daki isyana katıldı. 1866’da Alman Birliği dağıldı. Ancak Hollanda’ya katılan Lüksemburg 1843–1919 yılları arasında Alman Gümrük Birliği’nde kaldı. 1867’de Fransa Lüksemburg’u Hollanda’dan satın almak istedi. Bunun üzerine toplanan Londra Konferansı Lüksemburg’u tarafsız ilân etti.

1890 yılında Lüksemburg kendi hanedanına kavuştu. Almanya Birinci Dünya Savaşı sırasında Lüksemburg’u işgâl etti. Daha sonra yeniden bağımsız oldu ve 1922’de Belçika ile beraber iktisadî ittifak kurdu.


Almanya İkinci Dünya Savaşı’nda Lüksemburg’u bir daha işgâl etti. 1942’de ilhâk edilen Lüksemburg’ta Fransızlar sürüldü, Fransızca isimler yasaklandı ve küçük ülke Almanlaştırıldı. Savaştan sonra Lüksemburg yeniden bağımsızlığını aldı.

Üç şehrin tarihi de, kaderi de birbirine çok benziyor. Üç şehir de özel bir öneme sahip. Her üçü de seçilirken mutlaka birçok ölçüt gözetilmiştir. Ama her üçünün “en temel ortak noktası”, AB’nin “barış projesi” olması özelliğini de, AB’nin yönelimlerini de daha ön plana çıkarıyor. Fakat elbette önemli olan buna “ne açıdan bakmak gerektiği.


Her üç şehir de Almanya’nın her üç reich döneminde de işgâl ettiği, ama elinde tutamadığı şehirler. Aynı zamanda Almanya Vestfalya Barışı ile beraber her üç şehirden Avrupa’nın geriye kalan kesiminin ortak iradesiyle çıkarıldı. Almanya üç şehri de daima tarihten gelen mirası olarak gördü, ama savaşla girdiği bu şehirlerden yine savaşla çıktı.


“Barış projesi” AB açısından söz konusu şehirler “barışın değerinin en doğru anlamıyla” bildiği için doğru adresler olarak da görülebilir. Diğer taraftan AB içindeki Alman etkisi ile beraber de yorumlanabilir. Ayrıca AB’deki Alman etkisi ve hedefleri ile bir arada incelenebilir.


  




Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar):
1 Ziyaretçi